GÖKKUŞAĞININ EKSİK RENGİ
- Eda Özdemir
- 2 May 2024
- 2 dakikada okunur

Mevcudiyetin kargaşası bıyık altından gülümserken, daldığım uzakların hasreti usulca yerleşiyor gözlerimdeki çizgilere. Çizgiler diyorum basit gibi görünen ama baktıkça derinleşen, bir kargaşanın ortasında kalmış ve bir daha izini yer yüzündeki hiçbir silginin silemeyeceği, göz kenarlarıma mıhlanmış çizgiler... Her bir çizgi, yaşadığım her bir anın, tel örgülerin ardında beni bekleyen düşlerin, yol ayrımlarının, düşüşlerin ve çelmelerin birer parçasıydı. Çizgilerden bahsedince birden cam kenarındaki solmuş mermerde bekleyen kaleme ilişti gözlerim. Bir kalem, bir defter, bir de semtin yalnız adamı; mahallemizin heybetli lambası. Nasıl da görkemli yanıyordu semtin karanlığına inat. Çıksam, baş ucuna koysam yatağımı gönlüme de ulaşır mıydı o aydınlık diye düşünmeye başladım. Ama bunun yersiz bir saçmalık olduğunu idrak etmem fazla uzun sürmedi. Sonra sabahın uzadığı, odadaki tavanın gözlerimden sıkıldığı o gecede, tek bir iç geçirişle gönlümü aydınlatan bir lamba bulabilir miydim diye kendi kendime mırıldandım. Hatta o lambayı bulabilmek için tüm şehri karış karış gezmeye çoktan razıydı ayaklarım. Tek bir serzenişte bulunursak namerdiz diye celallendiler birden. Biraz duraksamanın ardından, bir daha bu saatlerde böyle yersiz hayaller kurmama kararı aldım. Azarladım, susturdum sesimi. Sonra yeniden döndüm karanlığıma. Bu yüzden hep loş odalarda, kendimden bile habersiz, çıt bile çıkarmadan kurdum düşlerimi. Buğuda kaldı hayallerim. Ellerimi sema ile buluşturdum ama ürkek dualarım açtığım parantez içlerine sığmadı. Materyalist hayaller birikti, taştı avuçlarımdan. Ve daha da derinleşti çizgiler. Hayaller ile gerçekler zamanla ayrı yollara dağıldı. Okunacak birkaç sayfadan gayrı ne kaldı geriye, bilmiyordum. Sayfaları çevirdikçe özlemini duyduğum bir belirsizliğin sızısı yayılıyordu bedenimde. Satırları sildikçe azalmıyordu acılarım. Kaybedenlerin arada bir uğradığı satırlar, ne olurdu da bu kadar değmeseydi yarama. Tutamadığım ne varsa göğüs kafesimin içinde, adına özlem demişler bu keskin acının.
Sigarayı daha derinden çektiğimiz vakitlerde imkansız gibi gelir bazı kelimeleri kağıda dökmek. Çözdüğümüz tüm bulmacalardan zor gelir saklı hisleri kelimelere çevirmek. Sayfaları çevirerek döktüğümüz yaşlar inceltmez keskin sızıları, kapatmaz yaraları. Sessiz bir yanılgıdan ibarettir kendimize mesken edindiğimiz cümleler. Ne yana çevirirsek başımızı, yine de eksiktir gökkuşağının bir rengi...









Yorumlar