ANADOLU
- Rümeysa Hararlı
- 17 Eyl
- 2 dakikada okunur

Anadolu denince aklımıza ilk olarak insanı, yemekleri, doğal güzellikleri, kıymetli toprakları gelir. Anadolu, kelimelere döküldüğünde dahi buram buram zenginlik kokar. Öyle ki nereden nasıl başlanır, bilinmez... Tarihi farklı medeniyetlerden geçmiş, bugüne aydınlık bir miras kalmıştır. Çevresi denizlerle kaplı bu bereketli topraklar, zamanında tarihini yazmış büyüklerimizin iziyle bugüne gelmiştir. Anadolu toprakları, her dönemde medeniyetlerin göz bebeği olmuş, kendi topraklarına katmak için dişe diş savaştığı bir yer olmuştur. Hititlerden Frigler’e, Roma İmparatorluğu’ndan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar birçok uygarlığın ilgi odağı olmuş, her türlü zorluğa kanat geren topraklara dönüşmüştür. Bu zorluklarla beraber, bizlere farklı kültürlere de yelken açmıştır. Anadolu, bu zorluklarla ayakta kalmayı, direnmeyi, yenilenmeyi, kalkınmayı ve yaşadıklarıyla yarınına nasıl adım atacağını bilen, emin adımlarla yürümeyi öğrenmiş bir topraktır.
Selçuklu Devleti’yle başlayan Türklerin Anadolu’daki yerleşimiyle Türk kültürü, dili ve diniyle harmanlanmış, günümüze kadar devam etmiştir. Selçuklu Devleti, camiler, medreseler ve kervansaraylar inşa etmişler, Türk-İslam kültürünü yaymışlardır. Hem de bu eserleri bizlere miras bırakmışlardır. Konya’da inşa edilen Konya Alaeddin Cami’yi, Kayseri’de inşa edilen Kayseri Hunat Hatun Cami’yi veya Erzurum’da inşa edilen Erzurum Ulu Cami’yi örnek verebiliriz. Süslemeleriyle, mimarisiyle ve taş işlemeleriyle Anadolu topraklarının yaşadığı dönemi yansıtmıştır.
Yaptırdığı cami ve medreselerle tanınan Hunat Hatun, toplumda kadınların önemli şahsiyetler arasında yer aldığı, Anadolu kadının en güzel örneklerinden biridir. Anadolu kadını sadece ev işleri değil aynı zamanda toplumsal konularda da ön planda olmuş, büyük projelerde de yer almıştır. Anadolu kadını, sadece mimari eserlerle sınırlı kalmamış, bu süslü eserleri takı sanatına da dönüştürmüştür. Farklı kültürlere benimsedikleri tasarımları somutlaştırmışlardır. Günümüzde hâlâ yaygın olarak kullanılan nazar boncukları, beyaz inciler veya köstekli saatler de bunlardan sadece birkaçıdır. Anadolu’da bakırın keşfedilmesiyle birlikte takıda kullanımı yaygınlaşmıştır. Anadolu halkının hem kültürü hem de gücü simgesi haline gelen bakır, kemik gücünü arttırıcı özelliğiyle de bugünkü sofra kültürümüzde yerini almıştır.
Savaşçı kimliği; güç, kılıç kullanma, sağlam vücut ve düşmana karşı çevik olmakla bütünleştirilirdi. Güçlü olabilmek beslenmeyle doğrudan bağlantılıdır. Bakır kazanlarla pişirilen yemekler hem lezzet hem de bakır vitaminin vücuda geçişi açısından önemli olduğu görülmüştür. Anadolu halkı, bakırı erken keşfetmekle kalmamış bedenlerine de şifa olduğunu keşfetmesiyle sadece cenk meydanında değil, sofralarında da yer vermiştir.
Anadolu bize sadece bakırı değil, tarih boyunca ev sahipliği yaptığı medeniyetlerin sofra kültürüyle de yeni kapılar açıyor. Her toprağında farklı lezzetleriyle bize ‘merhaba’ diyor; Ege zeytinyağlı yemekleriyle, Güneydoğu baharatlı etli yemekleriyle, Karadeniz ise hamsi yemekleriyle sofralarımızda karşılıyor bizi.
Anadolu’nun misafir kabul ettiği medeniyetlerden bizlere miras kalan ve hâlâ bugün tükettiğimiz çorbadan bir tanesi olan tarhana Hititlerden bugünlere kadar gelmiştir. Eminim ki günümüzdeki tarhanadan kullandıkları sebzeler, baharatlar veya pişirme tekniğiyle oldukça farklıdır. Belki de tarhana, günümüzde birçok ülkenin tükettiği çorbalar arasındadır.
devamı İhtilâl'de..









Yorumlar