Türkiye’de Çocuğa Yönelik Cinsel İstismar Suçu ve Cezalarının Caydırıcı Etkisi
- Özlem Alış
- 3 May 2023
- 3 dakikada okunur

Cinsel istismar 18 yaş altı çocuğun cinsel çıkarlar doğrultusunda kullanıldığı bir suç türüdür. Ülkemizde çocuklara yönelik cinsel istismarların sıklığını kayıtlara geçtiği takdirde öğrenebilmekteyiz. Suç mağduru çocuğun utanması/korkması veya tehdit edilmesi, mağdurun ebeveynlerinin “aile şerefini” düşünme tutumları gibi nedenlerle şikayetlerin gerçekleşmemesi bu suçun tarihine inmemizi zorlaştırmaktadır. “Çocuk istismarı ve ihmali (Çivi) ülkemizde ancak son yıllarda tıp ve kamuoyu gündemine girmiştir.” (Ballı, 2010: 2). Son yıllarda var olan farkındalık ile çocuğa yönelik cinsel suç istismarları kamuoyunda yer bulmaya başlamıştır. Böyle bir sorunun neden bu kadar geç bir sürede gündemde kendine yer bulduğuyla ilgili türlü yorumlar yapabiliriz. Ancak bu yorumlar sorunumuza bir çözüm getirmeyecektir. Çünkü her ne kadar bu konudaki davaların sayısı günden güne artsa da bu davaların birçoğu takipsizlik kararı ile sonlandırılmaktadır. Bu da tacizcilerin suça yönelmesini cesaretlendirmektedir.
18.06.2014 yılında yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu’nun 6545 Sayılı Yasanın 59. Maddesi ile çocuk cinsel istismarı suçlarına uygulanan cezalara dair değişiklikler söz konusudur. “Türk Ceza Kanunu’nun 102 ve 103. maddesindeki suçların oluşması için gerçekleştirilen hareketin objektif olarak şehevi olması yeterlidir; failin şehevi duygularını fiilen tatmin etmiş olması gerekmemektedir. 9. Maddenin 6545 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki halinde, hareketin ani olmasının, tek veya birden fazla yapılmış olmasının suçun oluşumu bakımından önemi olmayıp, hareketin cinsel amaçlı olarak yapılması önem arz etmekteydi. Bu durumda da fail, suçun temel şekli için öngörülen iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktaydı. Ancak 6545 sayılı Kanunla cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâli öngörüldüğünden, failin cinsel amaçlı olarak mağdura tek bir dokunuş şeklindeki eylemi, cinsel saldırı suçunun temel şekline nazaran iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası şeklinde daha hafif cezalandırılmasını gerektirecektir.” (Yokuş Sevük, 2015: 124-125). Kanunda yapılan değişikliklere bakıldığında suçun ağırlığı önem arz ediyor. Yani sarkıntılık derecesinde mi kaldığı yoksa fiili bir tacizin gerçekleşip gerçekleşmediği durum göz önünde bulunduruluyor ve suçun cezası buna göre belirleniyor. Oysa durum her ne olursa olsun uygulanacak cezanın ağır bir yaptırımı olmalıdır.
Kanunlarda yer alan bir diğer durum ise ‘şikâyettir. “Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu olarak isimlendirdiğimiz suç ise TCK m.104’de düzenlenmiştir. 15-18 Yaş arasındaki çocuklarla zor kullanmadan, yani cebir, tehdit ve hile olmaksızın, rıza ile cinsel ilişkide bulunulması durumunda, bireylerin bulunduğu yaş gereği cinsel farkındalık içinde olmaları nedeni ile bu fiiller de yaptırıma bağlanmış, ancak soruşturma ve kovuşturma şikayete tabi kılınmıştır.” (Yenerer Çakmut, 2016: 44). Böylesi bir durumda çocuğun şikâyeti tehdit nedeniyle gerçekleştirememesi olası bir durumdur. Tüm bunlar değerlendirildiği vakit gerçekleşen birçok cinsel istismar suçunun gizli kaldığını, kayıtlara geçmediğini öngörmek zor değildir. Görülüyor ki değiştirilen kanunlar, uygulanan cezalar suçu azaltacak bir etkiye sahip değildir; aksine hafifletilen cezalarla suçun artışına katkıda bulunmaktadır.
Türkiye’de çocuğa yönelik cinsel istismar suçlarını ve bunlara uygulanan yaptırımları incelediğimizde farklı sorunlarla karşılaşıyoruz. Bunların başında da cinsel istismara uğrayan çocukları cinsiyet ve yaş gruplarına göre incelediğimiz zaman karşılaştığımız değişik bulgulardır.
Kız çocuklarında suçun sık dile getirildiği yaş grubu 15-17 iken erkek çocuklarda 11 yaş grubudur. Bunun nedenini anlamak istediğimiz zaman akla öncelikle Türkiye’de kız çocuklarının küçük yaştan itibaren sindirilerek eğitilmesi geliyor. Tabi ki bu durumu bilimsel bir yolla açıklama imkânımız yoktur. Biliniyor ki ülkemizde çocuk tehdit edilme, korkutulma ve daha birçok nedenlerle bunu dile getirememektedir. Ama Türk Ceza Kanunu’nun konuyla ilgili yasalarına baktığımızda şunu görüyoruz ki verilen cezaların mağdur çocuğun yaşının göz önüne alınarak uygulanması bu duruma etki etmektedir.
Tüm bunlarla birlikte suç mağduru çocuğun yaşadığı psikolojik etki göz ardı edilemeyecek bir sorun alanıdır. Çocuğun cinsel istismarı çocukta ciddi ruhsal sorunlara yol açıp toplum içinde bir birey olarak kendini var etmesini engelleyebilir. Çocuğun kendini ifade etme yetisi zarar görür, çocuk özgüvenini yitirir, iletişim problemi yaşar, çocukta öfke kontrolü sorunu oluşur, çocuk içine kapanır ve endişeli bir yaşam sürdürebilir. Tüm bunlar çocuğun yaşamını olumsuz yönde etkileyecek sorunlardır. Çocuğun cinsel istismara karşı korunması gerekir. Cinsel istismara maruz kalan çocuğun ise yaşamını iyileştirici önlemler alınmalıdır. Aksi durumda çocuk yaşadığı travma sonucu intihara kadar sürüklenebilir.
Türkiye’de çocuğun cinsel istismarı suçu önüne geçilmesi zor bir durumdur. Görüyoruz ki ne uygulanan cezalar ne de kişilerin bireysel çabaları etkili sonuçlar doğurmuyor. Toplumu düzenleyen normların etkisini yitirdiğini görmekteyiz. Bu çözülme sonucu beraberinde daha çok suç getiriyor. Ailelerin suç mağduru çocuğu suçlu ile evlendirmeye göz yumması, aile içi yaşanan enseste müdahale etmemesi, çocukların çaresizlik içinde kaderlerine boyun eğmesi ve tüm hayatları boyunca bu yükle yaşamaya mahkûm kalmaları ya da kendilerini öldürmeleri bu konu için daha birçok şey yapmamız gerektiğini gösteriyor. Daha ağır cezalar yürürlüğe girmeli, çocukları koruyacak daha önemli adımlar atılmalıdır.
KAYNAKÇA
Ballı, Ö. (2010). Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne Başvuran Çocuk İstismarı Ve İhmali Olgularının Değerlendirilmesi, Çukurova Üniversitesi, Uzmanlık Tezi, Adana.
Sevük, H.Y. (2015). “6545 Sayılı Kanun İle Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda Yapılan Değişikliklerin Değerlendirilmesi”. Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, (3): 124-125.
Çakmut, Ö.Y. (2016). “Cinsel Şiddet Mağduru Çocuk Kavramı ve Türk Ceza Kanunu’nun Çocuğa Yönelik Cinsel Şiddet Düzenlemelerine Genel Bakış”. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, (22): 44.








Yorumlar