top of page

RUHUMUZUN ZEİGARNİKLERİ


ree

Ruhumuzda yarım kalmış izi hala sızlayan nice çivi izleriyle dolaşıyoruz birçoğumuz. Bedeni bugünde gezerken aklı dünde kalmış bir avuçtan epeyce fazla tabire şayan iki ayaklılarız biz. Nice kahramanlar büyütüyoruz içimizde yarım kalmış öyküsünü tamamlasın diye. Peki, bu kadar barikatlar doluyken ardımız neden vazgeçmez insan önündeki yolları yürümekten, merak ediyorsunuz değil mi? Haydi o zaman hep birlikte önce sorularımızın sonra ruhumuzun “Zeigarnik”lerini bulmaya ve tamamlamaya ya doğru bir yol alalım.

Yazıma devam etmeden önce, izninizle terminolojik bir serum molası vermek istiyorum biraz dinlenmeniz için. Muhtevamız gereği zeigarnik nedir kısaca tanımlamak istiyorum:


Bu camiaya yakın olan herkesin ömründe en az bir kez olsun duymuş olduğu “Zeigarnik Etkisi” sözüm ona aşkologlarımızın ve popüler kültürün çabasıyla çoğumuzun aşina olduğu bir kavrama dönüştü. Gerçek anlamda ise ilk kez Sovyet milliyetçisi psikiyatrist ve psikolog Bluma Zeigarnik’in yıl 1920’yi gösterirken keşfettiği bir kavram olarak yer buldu kendine literatürümüzde. Bir restoranda müşteriyken garsonlar üzerinden yaptığı gözlemler sonucu garsonların siparişler tamamlanana kadar her şeyi hatırladıklarını sipariş tamamlandıktan sonra ise bilinçli bir şekilde her şeyi hafızlarından sildiğini fark etti. Bu merakı sonucu önü açılan Bruma yaptığı deneyler sonucunda bitiremediğimiz, nihayete erdirilememiş işlerin zihnimizi bir kale gibi kuşattığını bu kuşatmanın ise ancak pazılın eksik parçalarının tamamlanmasıyla ortadan kalktığını gördü.


Bu durum geçmiş ve gelecek arasında eylemleştirdiğimiz bekleyişlerimizin de bir tür açıklaması olmuştu aslında. Zeiagarnik hayatımızın her yerindeydi: Dizilerde hepimizin heyecanla ertesi haftayı bekleme nedeni, yarım bıraktığımız diploma macerası, gelip gidene kadar misafirin içimizde yarattığı o gerginlik ve en tatsız hatıralardan biri olan tamamlanamamış kalp kırıklıkları…Bu etkinin her insana yansıması öznel olmakla birlikte olumsuzluk paydasının kantarı biraz daha ağır basmakta. Çünkü evrensel tüm araştırmalar gösteriyor ki yarım kalmış her şey farkında olsak da olmasak da ruhumuzu hastalandırıyor. Hasta ruhun beden aracılığıyla bize verdiği mesaj da ne yazık ki artık rutinimiz olan stres, üzüntü kaygı ve devamında gelen patolojik silsilelerden oluşuyor. Peki, bu kadar merkezden etkiliyorsa bizi eksikliğin artçıları nasıl tamamlanacağız biz? Nasıl durduracağı içimizi darmadağın eden bu depremi?


Sevgili Dost, Her şeyden önce derin bir nefes almanı rica ediyorum senden. Tam da şimdi yaslan ve emanet et göğsünü içten bir nefese…Sonra danış zihnine ve konuş onunla. Her olumlu şey gibi başımıza gelen olumsuz şeylerinde bir hikmeti olduğunu, hayatın bizden götürdükleri kadar bize getirdikleri de olduğunu lütfen hatırla. Topla hemen pılını pırtını bugüne gel. Anda ol anı yaşa. Boş ver dünü, hisset ruhunu bak bakalım tam da şimdi kaç yaşında? Çekil biraz kabuğuna nefsin doymayan ve çağın durmayan hızına inat. Bütüne ulaşmak için parçaları sakince izlemek en kestirme yoldur unutma. Basamakları ufak ufak çıkarsan hem yorulmaz hem de korkmasın en tepeye varmak için. Ve lütfen kabul et her şeyden önce kendini. Sen “Nas”sın yanılmaya muhtaçsın. Mükemmellik kılıcıyla kuşanmak en büyük yarayı kendi bedeninde açmaktır. Esnek ol, otantik ol kabullenici ol. Yarıma takılıp tamı erteleme. Ne diyor Hz. Ali “yarın olur ama sen olmazsın .”


Her bir harfimin ruhuna şifa olması dileğiyle…

Yorumlar


bottom of page