top of page

HAYAT: “Bir Maskeli Balo”


ree

“Hayat maskeli bir balodur aslında”. Böyle bir söz ilişmişti yakın bir zaman önce gözüme.

Sözü bu haliyle düşününce bize de hayat sahnesinde, ritme ayak uydurmaya çalışan maskeli figüranlar rolü mü düşüyor acaba diye çok mülahaza ettim içimde? Ve bu yazımda bu sorunun cevabına psikoloji kapsamında birlikte ulaşalım istedim.

O halde insan denilen dokuz yüz katlı varlığın, analitik dehlizlerine birlikte dalalım mı dostlarım? Bilinçli ya da bilinçsiz adımız gibi ardımızda gezindirdiğimiz şu maskelerimizi çıkarıp bakalım mı bir aynadaki yüzümüze? En masum, en saf, en otantik “biz” ile koşalım mı aynadaki “siz”e doğru hep birlikte; Ne dersiniz?

Muhtevamız bu kez psikoloji dünyasının 2. Freud’u ve onun göz bebeği “Personlar”;

Analitik psikolojinin kurucusu, psikoloji dünyasına farklı bir soluk veren adeta yeni bir renk doğuran ve “Koca Dev”e kafa tutmuş namı değer 2. Freud’umuz Carl Gustav Jungtur. Freud’dan sonra ilk kez biri bu kadar etkili belki de daha etkili, en derinden ulaşabilmiştir insan denen katmana. Onun görünen yüzünün ardına, idealar evrenine, bir mekik yollamış hatta ruhun maneviyatla çevrilmiş ince zarına da farkında olmadan bu kadar yaklaşmıştır. Freudyen bakış açısının dar ve eleştiri kaldırmaz tutumuna ve gül bahçesinde bitmiş ayrık otu misali anlaşılması zor bazı kalıplarına, bir anlamda kafa tutmuştur. İkisi arasındaki en temel ayrımsa Freud’un zihnin tüm kulplarını “geçmiş bireysel yaşantılara” bağlamaya çalıştığı zamanda; Jung’un tarihi bağlılık olarak gördüğü kolektif bilinç ve psişe diye atfettiği zihinsel enerjiye sığdırdığı arketipleridir. Ona göre biz “bugünün veya dünün insanı değiliz, engin bir çağın insanıyız”. İşte Jung’un bu engin çağ insanını akışta tuttuğuna inandığı çağa uyumunu sağlayan kavramlardan biri de personalardı.

Peki nedir bu persona, deşelim mi biraz?


Terim olarak; tiyatro oyuncularının sahnede çeşitli rollere bürünürken yüzlerine taktıkları maskelerin karşılığıdır. Yani Latincede maske. Jungca’da ise dış dünyaya karşı geliştirildiğimiz ruhsal davranış biçimleri. Bir tür yaşama karşı geliştirilmiş benlik sunumu da denilebilir. Herkesin anlayacağı dilde ise “iki yüzlülük”…Personasını yüzüne geçiren insan gerçek kimliğini, sosyal kabuller için gizler ve ego tarafından örülen gizli dış cephe ağlarına sarılır. Eylemlerini dışarıdan aldığı mesajları süzerek en uygun kanallara göre yönetir.

Bu durum, gözümüzün dış dünyayı ham manada görmeye başladığı andan beri bir işçi titizliğinde belleğinde “bireyin toplumdaki yeri” adlı dosyayı işlenmeye başlamasının da adıdır. Ne zaman ki insan olarak, kabul edilme, beğenilme, beklenti karşıladığın ölçüde değerli olma, dönütleriyle karşılaştık işte o zaman çıkmaya başladı çantadan tüm personalar.

Adeta bu anlarda hepimiz ilahi birer yetenekle donatılmış tiyatrocular oluverdik. Hayat yolunda yürümek için bize sunulan tüm rollere uygun yeni maskeler tedarik ettik. Evde anne, okulda öğrenci, İşte patron, ailede evlat; eşe eş, işe işçi, yolumuza göre kaldırım taşları dizdik.

Sonuç olarak sorulması gerek en önemli soruysa şu “Neden”?


Altı uzun uzadıya cümlelerle doldurulacak bir soru bu asında. Fakat çok yalınca ve çok özetle cevaba yer vereceğim.

Neden maske takarız, çünkü birey olarak içtimai hayattan ne kadar çaba gösterirsek gösterelim kopamayız. İhtiyaç piramitimiz her ne olursa olsun başka bir bireyle ilişki ve iletişim ağı kurmayı zorunlu kılıyor. Toplumun bu zorundalığına uyum sağlamak, sağlıklı ilişki ve iletişim kalıpları geliştirmek, fıtri ihtiyaçlarımızı gidermek için bu değişim ve dönüşümlere muhtacız. Yeri geldiğinde şefkatli anne maskesini takıp ceketini giydirdiğimiz çocuğumuzu okula gönderebilmeli yeri geldiğinde ise otoriter patron ceketini giyip o koltuğa oturmalıyız. Bu sağlıksız ve nevrotik bir durum değilir. Sağlıksız ve nevrotik olan şu ki; sahneden hangi maskeyi takacağını karıştırmasın insan. Yeter ki Rolüne sadık oynasın,,selam versin ve nihayetinde rolü ardında bırakıp inebilsin sahneden …ve yeter ki gece 12’yi geçtiğinde yüzündeki maskeyi çıkarmayı unutmasın; Onu benliğinin bir parçası yapıp gerçek ve hayal arasındaki farkta sıkışıp kalmasın…

Unutma, Aynada gördüğün “sen” gerçek “sen”sin. :)

Yorumlar


bottom of page