top of page

Kural Koyandan Mı Kurala Uyandan Mı Hesap Sorulacak?


ree


Evren denen varlık oluşup insanlar yeryüzünde yaşamaya başladığından beri her nefsin sahip olmak için yarıştığı bir şey vardır. Çoğu zaman bu yarışta kurallar olmaz. Çünkü kuralı (ona) sahip olan koyar. Size bahsettiğim bu şey ‘güç’tür. Güç kimi zaman yasalarla, kimi zaman kurallarla, kimi zaman törelerle, kimi zaman rejimle, kimi zaman kaba kuvvetle ve daha birçok yöntemle sunulur. Ama hangi türlüsü olursa olsun elimizde iki sınıf vardır: bir kural koyan, iki kurala uyan...


Bugün size Khaled Hosseını’nin 1970’li yıllarının Afganistan’ını anlatan Uçurtma Avcısı romanından bahsetmek istiyorum. Taliban’ın bölgeye hakim olmadan önce 1973 yılında monarşinin yok olduğu Davud Han’ın Kral Zahir Şah’ı devirdiği yıllar... Sonrasında yönetime gelen Taliban ile her şey daha da zorlaşır. Özellikle Hazaralara karşı olan tutumlarından dolayı büyük bir insan kıyımının yaşandığı bir dönemdir. Taliban’ın sahip olduğu yetkiler sayesinde çok ufak sebeplerden bile bir sürü insan katledilmekte, insanlar yerlerinden sürülmekte, birçok Afgan halkı ülkesini terk etmektedir. Özellikle dönemin adalet anlayışına bakılacak olursa, Taliban’ın kendince koyduğu kurallar halka yaşanacak ortamı bırakmamakta, halkı sindirmekte ve git gide fakirleştirmektedir. Kadınların dışarıya erkeksiz çıkamamaları, özellikle çocukların yaşadığı cinsel istismarlar artmakta, insanlara nefes aldırılmamakta, ibret olsun diye herkesin gözü önünde binlerce ölüm gerçekleştirilmektedir.


Roman mal mülk sahibi ve saygın bir adam olan Baba ve Emir ile onların çiftlikteki yardımcıları Hazara ırkından olan Hasan ve Ali’nin birbirlerine geçmiş hayat hikayelerini anlatır. Baba ve Ali çocukluk arkadaşı olarak büyümüşlerdir şimdi ise Emir ve Hasan... Baba ve Ali birlikte yaptıkları yaramazlıkları anlatırken nasıl Ali, Babanın tüm suçlarını üstlenip cefayı çekmişse şimdi Hasan da Emir’in tüm suçlarını üstlenip onun koruyuculuğunu üstlenmiştir. Ancak yine de ne Baba ne de Emir onlardan arkadaşları olarak hiç bahsetmemişlerdir. Yine de Emir ve Hasan’ın arasında güzel bir ilişki vardır. Ancak Baba’nın Hasanı çoğu zaman daha akıllı, zeki ve cana yakın olarak görüp sevmesi Emir’de kıskançlıklara sebep olmuş ve o da babasını gözüne girmek için çabalayan bir karaktere dönmüştür. Annesinin Emir’i doğururken ölmesi ve bu durumdan Emir’in kendini sorumlu tutması, baba sevgisinden mahrum kalıp sevilmeye muhtaç bir çocuk olarak büyümesi onda korkulara ve güven eksikliklerine sebep olmuştur.

ree

Romanda güçlü kuvvetli, uzun boylu, çevik fakat toplumsal ahlak kurallarına ters bir karaktere sahip, Hazara düşmanı, sosyopat olarak tanıtılmış, sonrasında Talibanda görevler yapacak olan Assef adında bir karakter daha vardır. Dönemin geleneksel olarak yapılan uçurtma avlama yarışmasında bu üçünün yolları çok kötü bir şekilde kesişecektir. Babasının gözüne girmek isteyen Emir uçurtma yarışması günü son uçurtmayı yakalayıp birinci olmak istemiştir ancak aynı şeyi Assef de istemektedir. Hasan ise Emir’in birinci olması için her şeyi yapmaya hazırdır. Hasan Uçurtmayı Emir’in almasını sağlamış fakat Assef’in onu kuytuda yakalaması sonucu ona tecavüz etmiş Emir ise bunu görmesine rağmen arkadaşına yardım edememiş ve sonra hiçbir şey eskisi gibi olamamıştır. Emir bu olaydan sonra etrafında Hasanı gördükçe vicdan azabı çektiği için bir şekilde evden Hasan’ı göndermeyi başarır ve birbirlerini bir daha hiç görmezler.


Hasan babanın en yakın arkadaşı olan Rahim Han ile beraber yaşayıp büyümeye başlar. Talibanın yönetime geçtiği zamanlardan sonra Hasan ve diğer Hazara ırkı için her şey daha da zorlaşmıştır. Bir gün Rahim Han Peşaver’e gittikten birkaç gün sonra Hasan’la beraber yaşadıkları Vezir Ekber Handaki eve Talibanlı yetkililer gelirler. Bu kadar büyük bir evde Hazara bir ailenin yaşadığını duymuşlardır ve bundan dolayı Hasan’ı sorguya çekerler. Hasan her ne kadar orada Rahim Han ile yaşadığını söylese de hatta komşuları onu onaylasa da talibanlı yetkililer akşama kadar evi boşaltıp gitmelerini istemişlerdir. Hasan ise bunu kabul etmeyip direnmiştir. Bunun üzerine Taliban askerleri Hasan’ı dışarı çıkarıp, diz çöktürüp başından kurşunlamışlardır. Ferzane yani Hasan’ın eşi bu olayı engellemek için araya girmeye çalışsa da onun da sonu ölüm olmuştur. Eşit olmayan güç dağılımı çatışmayı yaratır ki suç kavramı güçlüler tarafından tanımlanmıştır. Yasalar kültürel olarak görelidir, doğru ve yanlışın kesin bir standardı yoktur. Bahsedilen olayda Hasan Hazara olarak alt sınıf bir insandır bu nedenle haklı olduğu bir konuda bile o zamanki yöneticiler tarafından haksız konuma sürüklenecek pozisyondadır. Yöneticilerin yani üst sınıfların Hazarlar’a karşı olan nefret ve kin güdümlü tutumları sayesinde Hasan ve Ferzane’nin öldürülmesi aslında Talibanlılar için bir suç değil bir inisiyatiftir. Güçlü üst sınıf, güçsüz alt sınıf üzerindeki hakimiyetini kullanmaktadır.


Roman Emir’in Hasan’ın öz kardeşi olduğunu öğrenmesiyle sonlanır. Emir’in babasının Hasan’ın annesiyle yasak bir ilişki yaşamıştır ve Hasan dünyaya gelmiştir. Ancak Emir’in babasının onurlu, kendi adını her şeyin üstünde tutan, saygı değer bir insan olarak görülmesi nedeniyle bu ilişkiden kimseye bahsedilmemiş, Hasan Ali’nin oğlu olarak büyümüştür. Söz konusu olan zinanın babanın toplumdaki yerini zedelemesi istenmemiştir. Fakat tek sebep bu değildir; bir konuşmada Afganistan’da evli bir kadın ve erkeğin yasak ilişki yaşamaları sonucu yakalanıp büyük bir stadyumun önünde taşlanarak öldürülmesinden bahsedilmektedir. Yaşanılan o çevrede zinayı evliliğin kutsallığını hiçe saymak olarak değerlendirme söz konusudur. Yine o dönemde yaşanılan bu yasak ilişki rejime karşıt bir olaydır ve zinalarının bedeli olarak kişiler taşa tutulup öldürülmüşlerdir ve bunun karşılığında şeriatı gerçekleştirdiklerini de savunmuşlardır. Ayrıca bunun büyük bir stadyumda geniş bir halk kitlesinin önünde yapılması da çok manidardır.


Ve yazımı şöyle sonlandırmak isterim. Her ülkenin her toplumun yasaları ve töreleri mutlaka farklıdır ancak her toplumu yöneten bir devlet şekli vardır. İbn-i Haldun devlet kökeniyle ilgili yazılarında der ki, toplum ile devleti ayrı ayrı varlıklar olarak ele alınmalıdır. Toplum , insanların doğa ile mücadelelerinde birbirlerine ihtiyaç duymalarından dolayı bir araya gelmelerinden oluşurken, devlet insanı hemcinslerinin saldırıları ve zulmünden korumak için oluşturulan bir şeydir. İnsanlar hemcinslerinin tacizinden korunabilmek için bir yasakçıya ihtiyaç duyar ve onun otoritesine boyun eğerler. Devlet de toplum gibi doğal bir şeydir, tüm insan topluluklarını kapsar; ancak bu ne Tanrı buyruğudur ne de tek tanrılı dinlere özgü bir durumdur. İbn-i Haldun, hükümdarlık ile peygamberliği karıştırdıkları için döneminin İslam düşünürlerini eleştirir. Ehl-i kitap olmayan kavimlerin de çok sayıda devlet kurduğunu, hatta bunların sayısının Ehl-i Kitap olanlardan çok daha fazla olduğunu söyler. Ona göre, peygamberlik ile hükümdarlık arasında hiçbir mantıki ve zorunlu ilişki yoktur.


Burcu Altun Ozan


Sayı |8| - "Süleyman Çobanoğlu"

Yorumlar


bottom of page